İş Sağlığı ve Güvenliği diye bir şey var …

 

İş Sağlığı ve Güvenliği diye bir şey var…
Türkiye gariplikler ülkesi diye düşünmeyenimiz var mıdır? Sabah evimizden iş yerimize gidene kadar karşımıza çıkan ilginç olaylar ve insanlar olmaz mı? Kimi güldürür, kimi üzer, kızdırır ama genelde bizi düşündürür; biz niye böyleyiz diye…
“Yük asansörüdür insan binemez” yazılıdır, bakarsınız yük yok insan var. “Çimlere basmayınız” herkes çimlerde, mangal da var, çoluk çocuk muhabbet de… Üst geçitten geçiniz, trafik yoğunluğunda tel üstünden atlamak daha heyecanlı. Tramvay yolu perde beton üstü tel örgü, yola girmiş araç da var, insan da…
Yıl 2012, İş Sağlığı ve Güvenliği konusunda bir Kanun çıktı. Kanun bu daha ötesi var mı? Yaptırımlar belli yapmazsan cezaları belli. Örnekleyelim; Trafik gibi yani. Kırmızıda geçtin şu kadar para cezası. Aşırı sürat yaptın veya emniyet kemeri takmadın yine cezası belli. Biz bu filmi gördük mü? Hem de her yıl bayram tatillerinde 300 – 500 ölümlerle, günlük 30 – 40 ölümlere alışmış bir düzen, bir kabul etmişlikle. Bayram bu, her bayram oluyor bunlar yaklaşımı ile. Film değil, Türk Dizisi gibi, ihanet, aşk, ihtiras, hırs, bencillik, umursamazlık, komedi, dram ve trajedi. Her şeyden var yani. Bugün trafikte nereye geldik? Hala rekorlar bizde. Hala Bayram deyince içkili araç kullanma, uykusuz sürücü, kaçak otobüs tedirginlik ve tehdidi altındayız. Fakat 10 yıl önceki yerde de değiliz elbette. Dünya koşuyor, biz de yürüyoruz. Eskiden, “Şehir içinde de kemer mi takılır”, “Arka koltukta da kemer varmış” gibi yaklaşımlarımız olduğunu belki de hafif bir tebessümle anımsamaktayız.
İşte, İş Güvenliği filmi de ülkemizde 2012 yılında vizyona girdi. Tam adı “İş Sağlığı ve Güvenliği” olmakla birlikte çoğumuz kendi aramızda “İş Güvenliği” diyoruz. “Güvenlik” bile diyen var ama olsun yavaş yavaş bizde her şey sindire sindire… Hoş, dünyada yüzyılların filmi ama olsun biz de film sever bir toplumuz çabuk alışır yakalarız, hatta bazılarını geçeriz bile. Hani Karakolları pembekol yapacaktık ya bir ara, onu yapamadık da trafik pembe dizi gibi oldu, işte onun gibi. Hele sigara içme konusuna bir girdik pir girdik. Hastane, okul, otobüs, uçak demeden içerken evlerde içmiyoruz, yaz kış pencere cam nöbetteyiz. Kimimiz yıldı bıraktı, azalttı ama azimle içinler için üstü cam açılır kapanır tavan, etrafı şeffaf sundurma altı kafe, restaurant, bar çıkması şeklinde yerler geliştirdik. Esnaf bahçe yaptı yola taştı memnun, müşteri sigara içiyor memnun. Tam Türk işi ama gir içeri içen var mı? Yok…
Bir kaç yüzyıllık iş güvenliği kültürü eksikliğimizi dile getirmek istedim. İlgilenen var ilgilenmeyen var, bilen var bilmeyen var. bilmek zorunda mıyım diyen var. Kulak dolgunluğu olsun istedim. Yeni Kanun diyor ki, artık firmalar 3 grup altında. Az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli. Yani, sadece satış, pazarlama, büro işi yapan, üretimi, servis, montaj işi olmayan herkes az tehlikeli sınıfta. Herhangi bir üretim veya servis veya montaj işi yapan herkes için sınıf; tehlikeli. Malum, inşaat gibi yüksekten düşme riski, maden gibi yer altında çalışma beraberinde patlama, göçük altında kalma riski varsa ise sınıf; çok tehlikeli.

Bahsedilen tehlike sınıfı ve çalışan işçi sayısı baz alınarak basit bir hesaplama yapılmakta. Her bir işçi için tehlike sınıfına bağlı olarak belirlenmiş hizmet alma süreleri var. Örneğin;  tehlikeli sınıfta bir işyeri ise aylık olarak, kişi başı 6 dk. işyeri hekimi, 8 dk. iş güvenliği uzmanı çalışma yapmalı. 30 kişi çalışan bir işyeri olsun, 6 dk x 30 kişi = 180 dk (3 Saat) ve 8 dk x 30 kişi =240 dk (4 Saat). Aylık olarak 3 Saat Hekim, 4 Saat İş Güvenliği Uzmanı bulunacak demektir. Karşılıklı planlama yapılması ile saatlerin tamamlanmış olması yeterli. Sadece aylık birkaç saat hizmet için kendi bünyesinde bu elemanları istihdam etmek istemeyen, yük gören işyerleri için dışarıdan hizmet alma olanağı bulunuyor. Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) denilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yetkilendirilmiş özel firmalar bu hizmeti sunmakta. Hatta kendi bünyesinde bu elemanlar olsa dahi dışarıdan bir danışmanlık ile çalışmalarını geliştirmek isteyen firmalar da söz konusu.

Farkındaysanız çalışan kişi sayısına bağlı olarak İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmeti alınacaktır şeklinde bir durum söz konusu değil. Bazı kesimlerde 50 (Elli) kişi üzeri çalışanı, 10 (On) kişi üzeri çalışanı olan firmalar bu hizmeti alacak şeklinde yanlış bir inanış olduğunu görmekteyiz. Oysa ki, kişi sayısı diye bir koşul olmayıp tehlike sınıfı baz alınmakta.

Ortak Sağlık Güvenlik Birimi olarak çeşitli sorunlar ile boğuşurken, hem firmaları bilgilendirmek, hem sürekli güncellenen, değişen ve gelişen İş Sağlığı ve Güvenliği konusunu takip etmek ve çalıştığımız firmalara aktarmak gibi önemli bir misyonumuz bulunmakta. Yukarıda kısaca anlattığım ülkemiz insanı halen uyum devresinde. Gelmeseniz de gelmiş gibi gösterseniz, eğitimlere girmesek de katılmış gibi katılım belgesi alsak, çok sıkıyorsunuz, böyle gelmiş böyle gider, işçi her zaman haklıdır, ne yaparsak yapalım işçi cahildir, kötü niyetlidir dinlemez, yapmaz, devlet başımıza bir de bu işi çıkardı söylemleri olan işveren kesimi de yok değil. Bana baskı uygularsanız işi bırakırım, biz yıllardır böyle çalışıyoruz siz de kimsizin diyen işçi var mı? Elbette o da var. Bununla birlikte bu işe emek veren, gelişimi, değişimi ve artan verimi gören işverenler olması, dinleyen, öğrenen, uygulayan işçilerin olması da işin sevindirici tarafı.

Hedefimiz öncelikle bu yolda yürüyecek işçi ve işverenleri bulmak. Sonra, anlatarak, öğreterek, eğiterek, örneklerle göstererek diğerlerini bu yola sokabilmek ve birlikte bir kültür oluşturabilmek. Bu yolda elimizden geldiğince hızlı yol alarak daha düzenli, mutlu, verimli ve daha az iş kazalarının olduğu çalışma ortamlarına ulaşabilmek. En uzun yolculuklar bile küçük bir adım ile başlıyor. Yeni Türkiye çalışma uğruna canını, elini, kolunu kaybeden işçi ve iş ortamlarını hak etmiyor!

Onur GÜCÜ / A Sınıfı İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı

Yayın Tarihi : 25.09.2014